mayoneziseverim:

Toplum tarafından kabul gören ve herkesçe sahip olunması planlanan tüm o şeyleri, alt göz çizgisindeki birikintide yüzdürdüğü gözbebekleriyle uzaktan izlerdi. Onun doğal felaketi ancak kendi yanaklarını yakardı. 

Varlığına dair hiçbir parça, dünyaya uyum sağlayamıyordu. Çok denemişti lakin içi, içine bir türlü karışamıyordu. Ne yaşamıştı da beklentiyi düşük tutmak bir yana, hayatın kendisine sunacağından beklentisi en fazla şişman, gözlüklü, yaşlı ve çirkin ya da bu boktanlıkta herhangi bir şeyde stabildi. Örnekler aynı dandik standartta rahatlıkla çoğaltılabilirdi.

Asıl mevzuları, dudaklarından boğazına doğru uzanan yolun kenarında bir bahçeye gömdüğünden; zaman zaman kaybolan eşyaları, biten ekmekler, dibi tutan dolmalar ve hatta uzamayan saçları için ağlardı. 

Kendi içinde tutarlı bir ilişkinin peşinde uykusuz geceler geçiriyordu. Gün doğarken, hiç olmazsa o tutarlılığa erişebilmiş olmanın verdiği hastalıklı mutlulukla salon koltuğunda sızıp kalırdı. Genelde bir gün birbirlerine nefretle saldırırlar, ertesi gün bir şekilde keyifleri yerine gelir, az da olsa gülerlerdi. Eğer görüşebilirlerse, birbirlerini döveceklerine hiç şüphe yoktu. Sevgisi bile genelin kabul ettiği normları barındıramıyordu. Kaldı ki, henüz sevdiği tarafından dahi kabul görebilmiş değildi; fakat yine de vazgeçemiyordu. 

Bir süredir nefret üzerine düşünüyordu. Naçizane tecrübelerine dayanarak, aşkın karşıtının nefret değil, hissizlik olduğu sonucuna bir kez daha varıyordu. Öyle olmak zorundaydı zira aksi bir olasılığa yüreği dayanmıyordu. Elinde olana sıkıca sarılmaktan başka çaresi olmayanlar onu kolaylıkla anlayabilirlerdi de, anlamasına ihtiyaç duyduğu tek kişi yüzünü ona bir türlü çevirmiyordu.

Diğer taraftan, hayatındaki her şey 9 şiddetinde yıkılıyordu. Bilindiği gibi 6’dan sonrası felaket sayılıyordu, altından kalkacak derman bulamıyordu. 

En azından dürüsttü. Sabırsızlıkla, tükeneceği günü bekliyordu.

(Source: ebruvatansever)